Bir Yazar Adayına Tavsiyeler

Geçen ay evvelce basılmış bazı kitaplarımın yeni baskı süreçleriyle meşgul olurken, epeyce zaman önce bir yazar adayına yazmış olduğum tavsiyeler de elime geçti. `Yazı Atölyesi`nde paylaşmaya değer diye düşündüğüm için, burada da paylaşmak istedim. Böyle düşünmekle, umarım isabet etmişimdir. Edememişsem, affola…

Bir Yazar Adayına Tavsiyeler
Paylaş

* Asla ‘yazar’ olmamalıyız; ‘okuryazar’ olmalıyız. Onun için de, gündelik hayatımızda kendimize, kâinata, Kur’ân’a ayıracağımız ciddi zamanlar hazırlamalıyız. Bizi geliştirmeyen, bilakis bizdekini yiyip bitiren ilişkiler yerine; bizi geliştiren ve besleyen ilişkileri tercih etmeliyiz.

* Duruluk asıl olsun; güzelliği sadelikte ara. Su gibi olmayı ve su gibi yazmayı meslek edin. Sudan, yeri geldiğinde şerbet de, ayran da yapılıyor; ama ayrandan su, şerbetten su yapmak mümkün değil. Onun için, durduğumuz asıl yer hakikatin su gibi duru ifadesi olsun. Ancak mânâ istediğinde ve mânânın ifadesine münasip düştüğünde o aslolan su şerbet gibi renk ve tat alsın.

* Aslolan mânâdır ve asıl marifet bir yazıdaki ‘anlamdizimi’dir, düşüncelerin sistemli bir şekilde, okuyana asla “bu da nereden çıktı şimdi?” dedirtmeden, âhenkle, intizamla birbiri ardınca akmasıdır-‘sözdizimi’ değil... Sözdizimine dayanarak yapılan bir üretim, iyi bir üretim değildir. Bizler, ‘anlamdizimi’ üzere yürüme; sözdizimini anlamdiziminin yerine ikame etmeyip, ancak gerektiği yerde bir yardımcı malzeme olarak onu kullanma durumundayız. Sözdizimiyle yetinen; kelime oyunlarına, imgelere ve çağrışımlara dayalı yazılar seni aldatmasın.

* ‘Öğrenici’ olmayı ‘öğretici’ üslubuna, ‘keşfedici’ olmayı ‘aktarıcı’ olmaya tercih etmelisin.

* ‘Ürettiği’nden fazlasını ‘tüketen,’ ‘düşündüğü’nden fazlasını ‘yazan’ biri olmamalıyız.

* “Kaç sayfa yazdım?” değil; “Yazdığım hakikat mı?” “Kaç sayfa okudum?” değil; “ne okudum?”

* Yazı yazmak için boş vakit aramaya gerek yok; yazar, elindeki ‘dolu’ zamanların içinden yazmaya zaman bulabilmeli!

* Yunus Emre’nin şair olmak gibi bir derdi yoktu. Ama derdi vardı... Anlatacak derdi olup bunu anlatacağı bir dili henüz bulamamak acı veriyor. İnsan bunu dert edindiğinde ise, hitap çiçekleri açıyor.

* Öyle yazmalısın ki, hem doğru anlaşılacaksın, hem de yanlış anlaşılmayacaksın.

* Söylediğiniz hakikat değilse veya hazmedilmemiş ise, sözlerinizi süsleme ihtiyacı hissedersiniz.

* Söz yalınlığı içinde güzeldir. Gereksiz süsleme, sözün güzelliğini bozar.

* Yazarın kelimelerle kedinin fareyle oynadığı gibi oynaması, yazarla okuyucu arasındaki düşünce ve duygu paylaşımını zorlaştırıyor.

* ‘Teveccühe teveccüh’ yükünden kurtulmalı. “Meziyetin varsa hafâ turâbında kalsın; tâ neşv ü nema bulsun” ölçüsü kararlılıkla irade ve icra olunmalı. Hafâ turâbında, yani gizlilik toprağında kalmayan, kendisini insanların teveccühüne teslim eden meziyetler neşv ü nema bulamıyor; bilakis, solmaya ve erimeye yüz tutuyor.

* Bil ki, verecek olduklarının sayısı, alacak olduklarından her zaman fazla olacaktır. Yetişmesine vesile oldukların, yetişmene vesile olanları kat kat aşacaktır. Yani, hayat boyu, ‘yeterince anlaşılamayacak’sın; ama seni yanlış anlayanlar olduğu kadar, seni ‘yeterince anlayamadıkları’nı fark edenler de olacak. Derim ki; bu ikincilerle yürümeyi hiç terk etme, birincileri de fazla kendine dert etme. Tokum diyeni sen mi doyuracaksın? Açlığını fark etmeyene sen nasıl yedirebilirsin? Sen, açım diye sana geleni doyurabiliyor musun; buna bakmalısın. Evet, cevabını verebiliyorsan, hâzâ min fadli Rabbî!